Çekmeceden Eksilen Çoraplar

Hayatta iki şeyin nereye kaybolduğunu kimse tam olarak açıklayamıyor: çamaşır makinesinde kaybolan çoraplar ve zamanla ortadan kaybolan bazı arkadaşlıklar.

Bir çorap çekmecesinin başına geçip gerçekten baktın mı hiç? İlk bakışta kalabalık görünür. Renk renk, desen desen bir sürü çorap vardır. Ama biraz karıştırınca fark edersin ki bazılarının eşi yoktur, bazıları topuğundan yırtılmıştır, bazılarının lastiği çoktan pes etmiştir. Ve insanın aklına aynı soru gelir: Bu çoraplar nereye kayboluyor?

Hayatın bir yerinde anlıyorsun ki arkadaşlıklar da biraz böyle. Başta herkes çekmecede yerini alır. Okuldan, mahalleden, işten, ortamlardan gelen insanlar hayatının içine karışır. Masalar doludur, sohbetler gürültülüdür ve herkes birbirine “kanka” diye hitap eder. Kalabalık oldukça insan kendini güçlü hisseder. Çünkü bir dönem kalabalığın dostluk anlamına geldiğini sanırsın.

Sonra hayat çekmeceyi yavaş yavaş karıştırmaya başlar. Bazı çorapların kumaşı zayıf çıkar. Bir iki yıkamada sökülür, topuğu patlar, lastiği gevşer. Başta fark etmezsin çünkü çekmece hâlâ doludur. Ama zaman geçtikçe bazı çoraplar ortadan kaybolur. Kimisi gerçekten yırtıldığı için gider, kimisi eşini kaybeder, kimisi de aslında başından beri kalitesizdir; sadece sen bunu geç fark etmişsindir.

Arkadaşlıklar da biraz böyle. Bazı insanlar sağlam kumaşla dokunmuştur; araya mesafe girse bile bozulmazlar. Bazıları ise ilk zor günde ortadan kaybolur. Sen gülerken yanındadırlar ama sen sustuğunda ortamdan çekilmeyi başarırlar. Bazıları da aslında seninle değil, bulunduğu ortamla arkadaşlık eder.

Başta insan buna biraz bozulur. Hatta bazen kendi kendine “Ben bu insanı neden hayatımda tutmuşum?” diye sorar. Ama zaman geçtikçe mesele değişir. Çünkü ben insanların hayatımıza rastgele girdiğine pek inanmayan biriyim. Aksine çoğu insanın hayatımıza bir amaç için girdiğini düşünürüm.

Bazen bir ilişki öğretir, bazen bir dostluk. Bazen aileden biri, bazen bir akraba, bazen de bir arkadaş hayatımıza girer ve bize bir şey gösterir. Kimisi güzel bir anı bırakır, kimisi ise bir ders. Ve bazen dost sandıklarımız bile hayatımıza dost olmak için değil, ayıklamayı öğrenmemiz için girer.

Buna kızmalı mıyız? Bence hayır. Çünkü insan yaşadıklarından ders çıkarabiliyorsa, o deneyim kötü bir hatıra olmaktan çıkar ve iyi bir öğretmen haline gelir.

Zaman geçtikçe şunu daha net görmeye başlıyorsun: hayat aslında sana sürekli yeni insanlar kazandırmaktan çok çekmecendeki çorapları ayıklıyor. Kalitesiz olanlar eksiliyor, sağlam olanlar kalıyor. Ve ilginç bir şekilde çekmece eskisi kadar kalabalık olmuyor ama çok daha düzenli hale geliyor.

Ben bunu sahada çalışmaya başladıktan sonra daha net fark ettim. Şehir değişiyor, hayatın temposu değişiyor ve bir bakıyorsun eskiden her gün konuştuğun bazı insanlar artık hayatında yok. Ama bazıları hâlâ orada. Aradan aylar geçse bile konuşabildiğin, gerektiğinde seni arayan, gerektiğinde de sana “saçmalıyorsun” diyebilen insanlar.

O zaman anlıyorsun ki gerçek dostluk çok gürültülü bir şey değil. Her gün konuşmak zorunda değilsin ama gerektiğinde orada olduğunu bilirsin. İnsan büyüdükçe bunu kabulleniyor. Bazı insanlar hayatından eksiliyor ama kalanlar gerçekten aynı çekmeceyi paylaşmaya değen insanlar oluyor.

Ve bir gün çekmeceye baktığında şunu görüyorsun: Evet, bazı çoraplar kaybolmuş. Ama kalanlar, gerçekte kaybolmasını istemeyeceğin çoraplar. Çünkü hayat aslında insanları eksiltmez; sadece kimin senin çekmecende kalmayı hak ettiğini gösterir.

Yorum bırakın